İngilizce Çanakkale Savaşı


Sponsorlu Bağlantılar

Çanakkale Savaşı Hakkında Kompozisyon

Çanakkale savaşı hakkında kompozisyon

Çanakkale Savaşı Hakkında Bilgi

Çanakkale Savaşı Hakkında Bilgi

Çanakkale Savaşı 2010, çanakkale savaşı hakkında bilgi, Çanakkale Savaşı İle İlgili Yazı, Çanakkale Savaşı Ne Zaman Yapılmıştır?, Çanakkale Savaşı Neden Önemlidir
Çanakkale Cephesi Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda en başarılı olduğu cephedir. Dünya tarihinin en kanlı savaşları bu cephede yaşanmıştır.
İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya’yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusu’ na gerekli askeri yardımı ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya’yı rahatlatmak ve Türk Ordusu’nun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazı’na harekat düzenlediler.
İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı’ndan geçişlerine 18 Mart 1915′te başarıyla karşı konuldu.
İtilaf Devletleri donanması ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarıp kara muhaberelerini başlattılar.
25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği birlik Conkbayırı’nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa Kemal albaylığa yükseltildi.
General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915′te tekrar taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915′te 1. Anafartalar Zaferi’ni kazandı. Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta 2. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşı’na katılan Türk Ordusu’ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000 subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale’nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915′te Anafartalar ve Arıburnu’ndan, 8-9 Ocak 1916′da Seddülbahir’den kesin olarak çekildiler.

Sponsorlu Bağlantılar

Makaleler – Çanakkale Savaşı Hakkında Basılan İlk Hatıra Kitabından Notlar

Makaleler – Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar
Makaleler – Çanakkale Savaşı hakkında basılan ilk hatıra kitabından notlar – Çanakkale Savası Hakkında Makaleler

Çanakkale Savaşları esnasında cepheye, memleket müdafaasında gösterilen kahramanlıkların halka ve gelecek nesillere duyurulması amacıyla iki önemli heyet ziyareti gerçekleşmiş. Bu heyetlerden ilki, Harbiye Nezaretinin teşebbüsleriyle tertip edilen “Heyet-i Edebiye” ikincisi ise Suriye, Filistin ve Lübnan’dan gelen, ağırlığını alimlerin oluşturduğu “Suriye ya da Arap İlmî Heyeti”… Uryanizade Ali Vahid Efendi işte bu ikinci heyetin mihmandarlarından biri.

18 Ekim 1915 Pazartesi tarihinde başlayan, beş günlük ziyaretin anlatıldığı eserde, Ali Vahid Efendi duygu ve düşüncelerini, hissettiklerini edebi bir üslupla anlatmış. Ben bu yazıda daha çok, eserde yer alan ve o günlerde yaşananları hissederek anlamamızı kolaylaştıracak hatıralara yer vereceğim.

Heyet, Akbaş iskelesinden cepheye ulaşıyor. Buradaki şehitlik ziyaretinden sonra kalacakları yere geçiyorlar. Ertesi sabah top sesleri arasında kılınan bayram namazı ve namazdan sonraki bayramlaşma eserde genişçe anlatılıyor. Öğleden sonra Arıburnu Cephesini ziyarete gidiliyor.

Arıburnu cephesinde anlatılanlar bize hem kahraman askerlerimizin tevazusunu hem de Çanakkale savaşları esnasında yaşanan ilahi yardım, muhafaza ve inayetin askerlerce nasıl hissedildiğini anlatıyor:

——————————————————————————–
– Kumandan Bey bize civarda cereyan eden vakayi’-i azîme (önemli olaylar) hakkında tafsilat verdiler. Vaziyetleri hiç gözümün önünden gitmez. Ayağa kalkıp gür bir ses, açık bir lisanla hikâye ettikleri vakayi’in mevki’lerini (olayların yerlerini) de elleriyle gösterirlerdi. Biz onların muvaffakiyetlerini tebrik ve huda pesendâne (Allah rızası için) mesailerinden dolayı kendilerine teşekkür edecek olduk, hazret hiç oralara yanaşmayıp:
‘Efendiler siz ne söylüyorsunuz? Biz mucizeler gördük, harikalar seyrettik. Bu böyle iken biz nasıl olur da kendi sa’y ve tedbirimize bir kıymet verebiliriz?

Alimallah öyle işler oldu, öyle şeyler görüldü ki ne akla sığar ne de fenne! Bunlar vikayat-ı ilahiden (Allah’ın koruması) başka bir şey değildir.’ diyordu.

Diğer bir zat ta, şöyle hikâye eyledi:

Bir gün düşman gemileri bir sahayı saatlerce ardı arası kesilmeksizin dehşetli bir atış altına aldı. Yüz binlerce mermi atarak yaktı, yıktı; kastı kavurdu. Orasını öyle bir hale getirdi ki saklanacak yer koklanacak hava bırakmadı. Bunun üzerine düşman başladı oraya askerini çıkarmaya. Hesapça artık karşı koyacak kimse kalmamıştı. Lakin tam sırası gelince bir “Allah””Allah” dır koptu. Bizim asker hücuma kalkmıştı. Şaşılacak şey! Sanki sur-u İsrafil’e karşı ölüler dirilip kalkmışlardı! Onları saklayan “Allah” saklamış o kadar atış, o kadar kıyamet onlara tesir etmemiş. Üzerlerine melekler kanatlarını germiş. İşte düşman bu hal, bu harika karşısında neye uğradığını anlayamadı. Akıl ve fen de mahcup kaldı.

——————————————————————————–
Sonrasında heyet, harp sahalarını ve siperleri ziyarete devam etmiştir. Bu bölümde ve eserin değişik yerlerinde Ali Vahid Efendi, yolların, siperlerin intizamından ve harcanan emeğin büyüklüğünden övgüyle bahseder.
3. Gün hastane ziyaretleri yapılır. Öğleden sonrasında ise ganimet olarak alınan bir mitralyözün atış talimi seyredilir.

Seyahatin 4. Günü Anafartalar grubu ziyaret edilir. Burada Mustafa Kemal ile heyet bir araya gelir. Eserin bu kısmında yer alan ifadeler Mustafa Kemalin kahramanlığının daha o günlerde nasıl dilden dile dolaştığının da göstergesidir:

——————————————————————————–

– Bu grubun kahramanı Mustafa Kemal Bey’e, bu büyük kumandana bütün İslamlar ve müttefiklerimiz medyunu şükrandır. Anafartalar’ın en nazik bir zamanında Mustafa Kemal Bey’in aldığı tertibat ve tertip ettiği bir hücum sayesinde boğaz büyük bir tehlikeden kurtulmuştur.

Heyet-i İlmiye bu zatı şerife esasen ani-l gıyab (daha görmeden) gönül vermişti. Memduhları öyle bütün kemâlâtıyla karşılarında tecelli edince hepsi bülbül oldu, şakıdı. Her biri hissiyatını bir başka şekilde meydana koydu. Mustafa Kemal Bey de bilmukabele beyan-ı ihtisasat ederek heyeti büsbütün kendine meftun etti.

——————————————————————————–

Daha sonra harp sahalarını gezmek üzere heyet 6 ya ayrılmış, Ali Vahid Efendi İsmail oğlu tepesine giden gruba dahil olmuştur. İntikal esnasında etraflarına düşen top mermileriyle savaşı yaşamak ta kendilerine nasip olur. Ali Vahid Efendi Harp sahasını incelerken yerde bulduğu bir şarapnel parçasını eline alır. O esnada yakınında bulunan bir zabit, elindeki şarapnelin bir askeri şehit ettiğini söylemesi üzerine Ali Vahid Efendi elindeki parçayı hüzünle yere atar. Geç bir vakitte kaldıkları yere dönerler.

Fırtınalı bir geceden sonra sabah, heyet Hasan Mevsuf tabyasını ziyarete gider. Burada anlatılanlar yine inayeti ilahinin, zaferin kazanılmasındaki tesirini izah etmektedir.

——————————————————————————–
– Ba’dez- zafer (zaferden sonra) “Hasan Mevsuf” namı verilen tabyaya giderek oradaki bataryayı ziyaret ettik. Zabitandan biri eliyle toplardan birini okşayarak bize dönüp: “Efendiler! Düşman 5 Martta (Miladi 18 Mart) yalnız bu bataryaya tam üç bin mermi attı. Lakin saklayan “Allah” sakladı. Düşmanın yaptığı zarar işte bundan ibarettir bakınız.” diyerek ehemmiyetsiz çizintiyi gösterdi. Ben kendimden geçerek hemen dudaklarımı o hilafet kapısının mübarek kilidi üstüne koyup tebrik ettim.

Tepenin vechi tesmiyesi (isim verilmesi) hakkında izahat verdiler. Kale-i Sultaniyeli Hasan Bey o bataryanın kumandanı, Trablusgarplı Mevsuf Bey de takım zabiti imiş. 5 Mart’ta (Miladi 18 Mart) boğazda vuku bulan şiddetli taarruzda kemal-i maharet ve şecaatle (cesaretle) bu bataryayı idare eden bu iki zat ikindi vakti birbirini müteakip burada yaralanarak şehid düşmüşler. Biz o iki mübarek zatla diğer şühedanın ruhlarına Fatiha okurken boğazın koyu mavi dalgaları koşup geliyor, düşmanın mağruk (batık) tahte’l-bahrinin (denizaltısının) meydanda kalan aksamına çarparak köpükler saçıyordu.

——————————————————————————–

Daha sonra heyete bir tabyanın nasıl işlediğini gösteren bir atış talimi yapılır. Uryanizade, tabyadaki askerlerin intizamına hayranlığını ifade etmektedir.

Akşamüzeri, gezinin bu son gününde, kaldıkları yere doğru at arabalarıyla hareket ederler. Uryanizade Ali Vahid Efendinin arabacıyla arasında geçen konuşmalar oldukça önemlidir. Arabacı cephede, cephane ve yaralı taşıdığı için bizzat savaşı yaşayan biridir. Pek çok olaya şahit olmuştur.

Yukarda anlattığımız hatıralar daha çok Çanakkale Savaşlarındaki ilahi inayeti vurgularken, arabacının anlattığı hatıralarda cephede savaşan askerin metaneti öne çıkmaktadır. Çanakkale destanının bu eşsiz kahramanlık tablolarını bizzat kendilerinden dinlemeniz için sizleri Uryanizade Ali Vahid Efendi ve Arabacı Hacı Mehmet ile baş başa bırakıyorum:

——————————————————————————–

– Sen nerelisin adın nedir?

-Kirmastılıyım (Bursa Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı). Adım: Hacı Mehmed.

-Yaşa be Hacı Mehmed! Sen ne vakitten beri buradasın? Buralarda neler gördün söyler misin?

-Ah Efendi neler görmedim ki… Lakin doğrusunu istersen, bu sefer millet iyi tuttu işi… Asker de of demedi.

Bakarsın ayak dağılmış, darma duman olmuş “Hayla arkadaş arabayı! Korkma biz dayanırız” derdi. Çok defa biz yorulur uyurduk, arabayı o halleriyle yaralılar haylarlardı. Ne bizde, ne de hayvanlarda dinlenmek var. Hayvancıklarıma torbayı bile yolda takardım. Hem yerler hem giderlerdi. Geceyi gündüze kattık. Dayanmakta olursa bu kadar olur… Efendi! Sen ne dersen de! Asker, Balkan Muharebesi’nin öfkesini bu düşmanlardan aldı.

Yahu vuruluyor da “of” demiyor bu asker… Usulcacık yanındakinin kulağına: “Ben vuruldum arkadaş” der, verir silahını, fişengini yanındakine. Kendi sessiz sedasız çekilir, ölür de gık demez be!

-Eyy Hacı Mehmed! Söyle bakayım daha neler gördün?

-Ah be efendi! Hangi birini söyleyeyim? Bu düşmanın bize yapmadığı kalmadı ama iki para etmedi.

Demin ateş içine girdin mi demiştin. Şimdi hatırıma geldi. Bir gün “Kirte” tarafında rap arabalarına cephane veriyorduk. Bir şarapnel geldi orada bizimle beraber çalışan bir delikanlıyı parçaladı. O zavallı can alıp can verirken bize: ”Aman Kardaşlar! Ben gidiyorum, siz elinizi çabuk tutun! Cephaneyi yetiştirin! Kardaşlarımız siperlerde ateş içinde.” diyerek ruhunu teslim etti. Biz de yaradanım Allah dedik yapıştık cephaneye ha babam ha!

Güllenin bini bir paraya… Bir oraya, bir buraya lap lap, güp güp düşer durur. Bini bir paraya… İnsanı “Allah” kolluyor. Yoksa sağ kalmak ne mümkün. Ortalık ateş içinde. Milletin de gözüne ne gülle görünüyor, ne bir şey. Ateş gibi çalıştı. İki dakika içinde onca cephaneyi uçurdu, siperlere yetiştirdi.

Düşmanın yerden gökten yağdırdığına asker metelik vermedi. Hazreti Allah böyle yürek verdi bu askere… Biz o ateş içinde çalışırken askerin biri de kalkmış şakır şakır oynuyor: “Zorla değil ya öldürmüyor bu herifin güllesi be! Korkmayın!” diyor, göbek atıp duruyor.

——————————————————————————–

Çanakkale cephesine dair eserde anlatılan son iki hatıra ise Uryanizade’nin son gece karşılaştığı bir doktordan dinlediği hatıralardır.

——————————————————————————–

O gece mülaki olduğum bir doktor da şöyle hikâye ediyordu: “Şu askerin bu harbde gösterdiği metaneti, fedakârlığı tarif kâbil değildir. Bakarsın bir asker gelir, kol parçalanmış: “Doktor şu kolumu kes!” der, fütûr bile etmez. Kolunu değil, sanki saçını kestirecekmiş gibi lâkayd davranır, bir taraftan da “Ah canına yandığım. İntikam alamadım” diyerek göğsünü yumruklar durur. Hele o hastanelerdeki mecruhlar sabretmezler de, henüz yaraları iyileşmeden gizlice taburlarına kaçıp tekrar harbe girerler.

Bir defa da tuhaf bir şey oldu. Bu da askerlerimizin ulûvvi cenabını (yüksek ahlakını) gösterir. Malum ya bazı yerlerde bizim siperlerle düşman siperleri arasında mesafe pek azdır, hemen 15-20 hatve (adım) kadar bir şey. Bir gün böyle yakın bir Fransız siperinden bizim sipere bazı murdar şeyler atılır. Bizim askerler de bunların yaptıklarına karşılık bir mendilin içine biraz fındık, ceviz koyup o düşman siperine atarlar. Çıkının içindekini gören Fransızlar yaptıklarından utanmış olmalılar ki hemen o mendilin içine bisküvit bağlayarak tekrar bizim sipere atarlar. Bir daha da o siperden bize ateş edilmez. Daha bunun gibi neler…

——————————————————————————–

Eserde anlatılan hatıralar maalesef burada bitiyor. Hatıraların tamamı düşünüldüğünde Çanakkale Savaşlarında iki önemli hususun öne çıktığını görmek mümkün. Birincisi askerin sarsılmaz metaneti ikincisi de Allah’ü Teala’nın muhafazası ve inayeti.

Çanakkale savaşlarından maneviyatın çıkarılmaya çalışıldığı şu günlerde, bizzat savaşan komutanların ağzından ifadeler içeren bu eserin, Çanakkale ruhunu gerçekten anlamaya çalışanlar için çok güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Basri Emin Sütlü

Sponsorlu Bağlantılar

Tepkin Ne Oldu?

Çok Tatlı Çok Tatlı
0
Çok Tatlı
Sesli Güldüm Sesli Güldüm
0
Sesli Güldüm
Rezil Rezil
0
Rezil
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Yok Artık Yok Artık
0
Yok Artık
Başarılı Başarılı
0
Başarılı

Yorum 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizce Çanakkale Savaşı

Giriş Yap

Hesabınız yok mu?
Üye Ol

reset password

Geri
Giriş Yap

Üye Ol

Not delilerine katıl!

Geri
Giriş Yap
Tür Seç
Kişilik Testi
Kişilik hakkında gizli kalmış özellikleri ortaya çıkarmaya çalışan sorular listesi.
Bilgi Yarışması
Bilgi seviyesini ölçmeye çalışan sorular listesi.
Anket
Karar verme veya düşünceleri toplamaya yardımcı olan oylama.
Hikaye
Görsellerle desteklenmiş şekilli yazılar.
Liste
Bildiğimiz liste.
Sıralı Liste
Sıralı Liste
Caps
Kendi caps'lerinizi oluşturmak için resim yükleyin.
Video
Youtube, Vimeo yada Vine Videoları